24 Şubat 2014 Pazartesi

Big Bang’in gösterdiği önemli bir gerçek vardı: Sıfır hacim ‘yokluk’ anlamına geldiğine göre, evren ‘yok’ iken ‘var’ hale gelmişti. Bu ise, evrenin bir başlangıcı olduğu anlamına geliyordu.
Kâinat dediğimiz âlem, sonsuz sayıda yıldızlardan, gezegenlerden, karadeliklerden, galaksilerden oluşan ve sınırlarını aklımızın henüz kavramaktan aciz olduğu muhteşem bir yapı. Henüz ilkel teleskopların bile icat edilmediği dönemlerden itibaren insanlar gökyüzüne ve onu süsleyen yıldızlara ilgi duyar. Bu ilgi, teknolojinin gelişmesine paralel olarak artar. İlk zamanlarda sorulup da cevabı kapalı kalan kimi sorular günümüzde artık bütün açıklığıyla cevaplanabiliyor. Bu sorulardan biri de bu devasa kâinatın nasıl meydana geldiğidir. En ilkelinden en gelişmişine kadar insan aklı her şeye bir sebep ararken kâinatın meydana gelişine bir sebep aramaması imkânsız.

Ezelî Evren Fikri

Yakın zamana kadar Batı dünyasında “Sonsuzdan beri var olan evren.” fikri hâkimdi. Bu fikir, Batı düşüncesine materyalist felsefe ile birlikte girdi. Eski Yunan medeniyetine ait bu felsefe, maddeden başka bir varlık olmadığını savunuyor ve evrenin sonsuzdan gelip sonsuza gittiğini öne sürüyordu. Rönesans’la birlikte Batılı bilim ve fikir adamlarının eski Yunan kaynaklarına merak sarmaları sonucu, materyalizm de yeniden kabul görmeye başladı.
Alman düşünür Immanuel Kant ile başlayan evrenin sonsuzdan beri var olduğunu ve bu sonsuzluk içinde her olasılığın mümkün sayılması gerektiğini iddia eden bu yanlış düşünce, Karl Marx, Friedrich Engels gibi diyalektik materyalistler tarafından şiddetle savunuldu. Çünkü bu felsefe, yaratılışı ve Allah’ın varlığını inkâr eden bir temel üzerine oturtulmuştu.

İlk Bilimsel Bulgular

1920’li yıllar, modern astronominin gelişimi açısından çok önemli yıllardı. 1922’de Rus fizikçi Alexandre Friedmann, Einstein’ın ‘genel görecelik’ kuramına göre evrenin durağan bir yapıya sahip olmadığını ve genişleyip büzülebileceğini hesapladı. Belçikalı astronom Georges Lemaitre ise evrenin bir başlangıcı olduğunu ve bu başlangıçtan itibaren sürekli genişlediğini savundu. Ayrıca bu başlangıç anından arta kalan radyasyonun da saptanabileceğini belirtti.
1929 yılına gelindiğinde Amerikalı astronom Edwin Hubble, California Mount Wilson Gözlemevi’nde, astronomi tarihinin en büyük keşiflerinden birini yaptı. Hubble, kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların, uzaklıklarına bağlı olarak kızıl renge doğru kayan bir ışık yaydıklarını saptadı. Bu buluş, o zamana kadar kabul gören evren anlayışını temelden sarsıyordu. Çünkü bilinen fizik kurallarına göre, gözlemin yapıldığı noktaya doğru hareket eden ışıkların tayfı, mor yöne doğru, gözlemin yapıldığı noktadan uzaklaşan ışıkların tayfı da kızıl yöne doğru kayar. Hubble’ın gözlemi ise gök cisimlerinin bizden uzaklaşmakta olduklarını gösteriyordu. Hubble, çok geçmeden çok önemli bir şeyi daha buldu; yıldızlar ve galaksiler sadece bizden değil, birbirlerinden de uzaklaşıyorlardı. Her şeyin birbirinden uzaklaştığı bir evren karşısında varılabilecek tek sonuç ise, evrenin ‘genişlemekte’ olduğuydu. Evren genişlediğine göre, zamanda geriye doğru gidildiğinde çok daha küçük bir evren, daha da geriye gittiğimizde ‘tek bir nokta’ ortaya çıkıyordu. Hubble böylece ‘sonsuz evren’ efsanesini yıkacak ‘Big Bang’ (büyük patlama) teorisinin de ilk delilini bulmuş oluyordu.....

Big Bang

Yapılan hesaplamalar, evrenin tüm maddesini içinde barındıran bu ‘tek nokta’nın, korkunç çekim gücü nedeniyle ‘sıfır hacme’ sahip olacağını gösterdi. Evren, sıfır hacme sahip bu noktanın patlamasıyla ortaya çıkmıştı. Bu patlamaya ‘Big Bang’ dendi ve bu teori de aynı isimle bilindi.
Big Bang’in gösterdiği önemli bir gerçek vardı: Sıfır hacim ‘yokluk’ anlamına geldiğine göre, evren ‘yok’ iken ‘var’ hale gelmişti. Bu ise, evrenin bir başlangıcı olduğu anlamına geliyor ve böylece materyalizmin “Evren sonsuzdan beri vardır.” varsayımını geçersiz kılıyordu. Zamanımızdan tam 14 asır önce insanların evrenle ilgili bilgilerinin son derece kısıtlı olduğu zamanlarda yine Kur’an’da bildirilen bir başka gerçek de aynı Big Bang teorisinin ortaya koyduğu gibi tüm evrenin, çok küçük bir hacimde bir arada iken ayrılıp genişlemesiyle ortaya çıkmış olduğudur:
“O inkâr edenler görmüyorlar mı ki (başlangıçta) göklerle yer birbiriyle bitişikken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?” (Enbiya Sûresi, 30)

h.gultekin@zaman.com.tr

HÜSEYIN GÜLTEKIN

0 yorum:

Yorum Gönder