18 Temmuz 2014 Cuma

Sayfamızda Peygamber Efendimizin Yemek Ahlakı, Yemekte Peygamber ahlakı, yer almaktadır.

Peygamber Efendimizin Yemek Ahlakı, Peygamber Efendimizin Yemek Adabı


Efendimiz’in (sas) az yediğini, ümmetine de az yemeyi tavsiye ettiğini biliyoruz. Malum Ramazan’dayız. İftar ve sahuru nasıl olurdu?

Peygamberimiz sahur yemeğini ne kadar geciktirmeye gayret ettiyse iftarını açmak için de o kadar acele etmiş ve akşam namazını kılmadan önce orucunu açmıştır. Orucunu hurmayla, hurma bulamadığı zamanlarda suyla açmış ve böyle yapılmasını tavsiye etmiştir. Birisinin iftar davetine gidip yiyip içtikten sonra da ona dua etmiştir.

Günümüzdeki ümmetinin Ramazan sofrasında bir kuş sütü eksik ama. “İnsanoğlunun doldurduğu en kötü kap midesidir. ” hadisinden yola çıkarsak böylesi sofralarla oruç ibadetinin ruhuna muhalif davranmış olmuyor muyuz?

Biraz kendimi biraz da okuyucuları savunmak için bir şey söyleyeyim. Efendimiz 3 yemekten sorumlu olmadığımızı söylüyor: Sahur, iftar ve ziyafet. Ancak bir ayet var: “Yiyin, için, israf etmeyin.” Diyetisyenlerin de üzerinde durduğu bir konu bu. “Aşırı ve dengesiz beslenme-Yetersiz ve dengesiz beslenme.” Yetersiz ve dengesiz beslenmeye karşı Cenab-ı Allah “Yememek içmemek suretiyle hastalıklara davetiye çıkarmayın.” diyor. Aşırı ve dengesiz beslenme için de israf etmeyin, yani çok yemeyin diyor. Peygamberimiz’in ümmeti için en korktuğu şeylerden biri koca göbekli olunması. Sahur ve iftardan sorumlu tutulmayacaksak bile sahurda az yiyip, gündüz acıkmalıyız ki, oruç tuttuğumuzun farkına varalım ve fakirlerin halini daha iyi anlayalım.

Sadece Efendimiz’in (sas) hayatı değil Allahü Teâlâ ile intisabı kavi hangi zatın hayatına mercek tutarsak hepsinin hayatlarını çok az azıkla idame ettirdiklerini görüyoruz. Birkaç hurma bir parça ekmek ya da birkaç kaşık çorbadan öteye geçmiyor. Manevi doygunluk maddî açlığın önüne mi geçiyor?

Peygamberimiz (sas) bazen savm-ı visal dedikleri (iki gün üst üste) orucu tutardı. Yani iftar etmezdi. Sahabe-i kiramdan da bu şekilde oruç tutmak isteyenler olunca Peygamberimiz “Belki gördüğünüz gibi yemiyorum ama Allah beni doyuruyor. Ben dayanabilirim ama siz dayanamazsınız, siz öyle yapmayın.” diyor. Büyük zatlar hep az yemişler. Tasavvufta az yemek kaidedir. Vücut ne kadar genişlerse ruh o kadar daralır. Tersi de mümkün. Bu yüzden kalbin zümrüt tepelerinde seyahat edebilmek için bu zatlar cesetlerini ihmal etmişler ya da ayakta duracak kadar yemişler.

Sahabe efendilerimiz nasıl beslenirmiş?

Hz. Ömer’in ve onun dönemindekilerin bir oturuşta bir deve yavrusunu yedikleri söyleniyor. Yiyorlar ama akşama kadar da kılıç sallıyorlar. O kılıcı biz elimize alsak kaldıramayız bile. Sarf ettiği enerjiye göre besleniyorlardı.

Et demişken Efendimiz bir hadisi şeriflerinde “Et dünya ve ahirette yiyeceklerin efendisidir.” diyor. Dünya açısından nedenini tahmin etmesi kolay da ahirette neden sizce?

Zor bir soru. Etin beslenmemizde önemli bir yeri var. Ahiretle alakalı ise şöyle bir şey olabilir. Biz ahireti genelde hep nurani, uhrevi bir yer gibi algılıyoruz. Hâlbuki Kur’an-ı Kerim’deki cennet tasvirlerinde baldan, sütten, içkiden nehirlerden bahsediliyor. Dünyada insanın hoşuna giden ne varsa ahirette bunların daha güzeli olacak. Bu açıdan bakarsak et dünyada sevilen bir yiyecek. Kim bilir et ahirette de cennetliklerin hoşuna gidecek.



Kebap da olur mu?

(Gülüşmeler) Büyük ihtimalle olur. Allah hepimizi cennete girmeye muvaffak kılsın.

Efendimiz döneminde sahabiler arasında kilolular var mıydı?

Araştırmadım ama zannediyorum yoktu. Bu soru bir araştırma konusu olabilir. Sahabe döneminde bırakın obeziteyi ciddi bir hastalıktan bile bahsedilmiyor. Hatta bir rivayete göre Bizans diğerine göre ise İran’dan bir doktor geldiği ve Efendimiz’in yanında epey kaldığı, tek bir kişinin muayene olmaya gitmediği anlatılır. Doktor sebebini araştırınca insanların aşırı yemediğinden hasta olmadığını anlıyor.

Peygamberimiz (sas) “Sarımsağı yiyin, onunla tedavi olun, zira o yetmiş derde devadır. Eğer bana melek gelmeseydi ben de muhakkak yerdim.” diyor. Kokusundan dolayı herhalde…

Evet. Efendimiz meleklerle görüşüyordu. Melekler kötü kokudan hoşlanmıyor. Bundan dolayı kendisi yemiyor ama katiyen yasaklamıyor, hatta “siz yiyin” diyor. Ancak pişirilerek yenmesini tavsiye ediyor. Çiğ yemişseniz “camiye, cemaate gelmeyin” diyor. Hatta Hazreti Ayşe, Efendimiz’in son yemeğinin içinde soğan olduğunu rivayet ediyor. Demek ki o gün de yemeklerin içine soğan katılıyormuş.

Soğan sarımsak dışında yemediği başka yiyecekler var mı?

Peygamberimiz’e bir gün kızarmış et hediye getiriliyor. Tam yiyecekken hassasiyetini bilen biri bu etin keler olduğunu söylüyor.  Bunun üzerine Peygamberimiz “Yetiştiğim bölgede keler yoktur, onun için keler yemeye alışkın değilim, kusura bakmayın.” diyerek yiyemeyeceğini belirtiyor. Ama siz yiyebilirsiniz diyor.

Keler nedir?

Kertenkelenin büyük hali. Demek ki böyle küçük bir kuzucuk ya da büyük bir tavuk gibi kızartıp öyle getirmişler huzuruna. Ama Efendimiz görünce tiksiniyor, yiyemiyor.

Balıkla ilgili bir ayette Allahü Teâlâ taze yenilmesini buyuruyor. Efendimiz de bir hadisinde zeytinyağını nasıl kullanacağımızdan bahsediyor…

Bu tarz ayet ve hadis örneklerini çoğaltabiliriz ancak Ramazan münasebetiyle hurmadan bahsedeyim. Peygamber Efendimiz (sas) kavun-karpuz ve salatalıkla hurmayı birlikte yer ve şöyle buyururdu: “Bunun hararetini bunun serinliği ile bunun soğukluğunu da bunun sıcaklığı ile kırarız, dengeleriz.”

Kur’an-ı Kerim’de Şifalı Bitkiler kitabınızla yiyeceklerle ilgili onlarca hadis ve ayet paylaşmışsınız. Bunları evinizde pratiğe dökebiliyor musunuz?

Doğrusu gayret ediyorum. Bir ayet var. “Niçin yapmadığınız şeyi başkasına söylüyorsunuz?” Etmezsem söylediğim şeyler tesir etmez.

Peygamberimiz’in tavsiyesi üzerine günlük hayatınızda mutat olarak yaptığınız bir şey var mı peki?

Evet. Efendimiz “bal şerbeti deva, hastalıklara şifadır.” der. Her gün sabah namazına kalktığımızda hanım sağ olsun hazırlar beraber içeriz. Kur’an-ı Kerim’de de şifa olduğuna dair bir ayet var. Dünyada iki ülkede bal enstitüsü var. Biri Endonezya’da diğeri de Samsun’da özel bir üniversitede. Endonezyalı bir profesör yanık hastalarında balı deniyor ve olumlu sonuçlar alıyor. İlaçların fayda etmediği yerde bal fayda ediyor. Kendim de denedim, kesin sonuç aldım. Abdest alan kişilerin ayak parmaklarının arasında mantarlar oluyor. Bir miktar bal sürdüğünüzde geçtiğini göreceksiniz.

Kur’an-ı Kerim’de adı geçen her yiyecek sağlıklı mıdır, ayetlerden bu gıdaları tüketmemiz gerektiği mesajını mı çıkarmalıyız?

Hepsi şifalı, yararlıdır. Fakat doktorların söylediği bir şey var: Hastalık yok, hasta var. Herkesin vücudunun yapısı farklı. Kur’an-ı Kerim’de her zikredilen yiyecek, herkese iyi gelecek diye bir şey yok. Kimine şifa olmayabilir.

Efendimiz denge üzerine bir hayat sürdü. Yemek konusunda da her yiyeceğe eşit mesafede yaklaşırdı gibi geliyor bana. Öyle mi yoksa çok sevdiği ya da ağzıma sürmem dediği yemekler mevcut muydu?

Sorunuzu görenler “Peygamberimiz kabağı çok severdi.” diyebilir. Ama sizin yorumunuz doğru. Geçen bir araştırma yapayım dedim ve Hazreti Aişe’nin şu sözlerine denk geldim. “Peygamberimiz’in şunu çok severdi diye bir huyu yoktu, ne bulursa onu yerdi.” O dönemin koşullarını düşündüğümüzde...

Peki, kabağı sevdiğini nereden biliyoruz?

Efendimiz bir gün yemek yerken Hazreti Enes yanında, kendisine hizmet ediyor ve Peygamberimiz’in kabakları ayırdığına şahit oluyor. Buradan kabağı sevdiği sonucuna varıyor ve kendi önündeki kabakları da kaşığıyla önüne itiyor. Şöyle bir durum söz konusu olabilir. Efendimiz birkaç gün aç kalmış, o günde önüne kabak geldiği için onu yemiş olabilir.

Sirkeyle alakalı “Ne güzel katık” diyor. Oysa mutfağımızda sirke pek kullanılmıyor, bu durumda sünneti terk etmiş mi oluyoruz?

Hayır. Efendimiz bir eve misafirliğe gidiyor. Kim bilir kaç gündür aç… “Yemek var mı?” diyor. Ev sahibi sadece sirke ve biraz da ekmek olduğunu belirtiyor. Peygamberimiz de ev sahibini mahcup etmemek için sirke ne güzel katıktır demiş olabilir. Bu hâdiseden sirke ne mübarektir, Peygamberimiz her sofraya oturduğunda sirke yemiştir diyemeyiz. Efendimiz dediğiniz gibi her yiyeceğe eşit mesafede yaklaşmıştır. Hepsi Allah’ın nimetidir. İkram edildiğinde hoşuna giderse yeteri kadar yemiş, gitmezse tenkit etmemiş sadece yememiştir.

Bu arada evde yemek yapıyor musunuz?

Öğrendiklerimi eşime tavsiye ediyorum.

Tavsiye etmekle yetiniyorsunuz demek…

(Gülüyor) Evet ama misafir geldiğinde bazen eşimin eli ayağına dolaşıyor. Böyle zamanlarda salata yaparım, kavun karpuz keserim. Tabakları masaya koyar, servis açarım.  Zor olduğu için bu işler bana bakar.

Zor iş derken?

(Gülüyor) Kavun karpuz kesmek kolay değil. Şaka bir yana esas mesele şu; bazı insanlar gündüz çalışır, işleri biter eve gelirler. Ben ise genellikle evde çalışıyorum. Gecem gündüzüm yok. Bu yüzden yardım edemiyorum.


Peygamber Efendimizin Yemek Ahlakı, Peygamberimizin yemek adabı, 

0 yorum:

Yorum Gönder