28 Ağustos 2015 Cuma


ÇANAKKALE ŞİİRLERİ

Çanakkale  

Savaşmak için değil koşmaları 
 Şehit olmaya koşuyor her biri 
 Boşuna değil coşmaları 
 Onları coşturan aziz milleti 

 Askerler neredeyse kucaklaşacak 
 Siperler o kadar yakın ki kendilerine 
 Mermiler geçecek delik bulacak 
 Çarpmamak için birbirine 

 Atam çelik gibi bakıyor düşmana 
 Sıkıysa gelin alın toprağımızı 
 Arkası sağlam, bakmıyor arkasına 
 Dalgalatarak geliyor yiğitler bayrağımızı 

 Haykırışlar, feryatlar, nidalara karışmış 
 Kurşun yarası bile hissetmezler 
 Kader, Mehmed’ime ölmek yazılmış 
 Bu koca yürekler asla pes etmezler 

 Saçılmış tohum gibi ölü bedenler 
 Birbiri üstüne yatıyor mehmetler 
 Sulanmış kanlarla topraklar, tepeler 
 Çıkacak, yeşerecek ağaçlar, verecek meyveler 
  
Muhterem Aslan 


çanakkale geçilmez

Çanakkale  Geçilmez  

  
Şeytanlar birleşerek dört bir koldan sardılar 
 Türk'ü tanımadılar, kolay lokma sandılar. 

 Göz koymuşlar alçaklar meğerse yurdumuza 
 Kürt 'ü Çerkez 'i Laz 'ı koştuk omuz omuza. 

 Girdiler boğazlara, kendilerinden emin 
 Düşünmedi küstahlar, bu millet etmiş yemin. 

 Boğazlar ki Vatanın vazgeçmez tapusudur 
 Asla Geçilemeyen güvenlik kapısıdır. 

 Etten duvar Mehmetçik tek vücut ve tek yürek 
 Düşmana karşı durdu; " Allah Allahdiyerek.. 

 Öyle çetin savaş ki, kol, gövde, bacak yerler 
 Gökten mermi yağıyor, kanla dolmuş siperler. 

 Adeta mahşer yeri candan serden geçilmiş 
 " Ya İstiklal Ya Ölümdiye kasem içilmiş. 

 Aslan Seyit onbaşı; bir orduya bedeldi 
 Attığı o dev mermi koca gemiyi deldi. 

 Düşman gemisi battı boğazda yavaş yavaş 
 Şükürler olsun Rab`bim kazanılmıştı savaş 

 Allah`ın bir lütfu bu şaştı tüm Dünya alem 
 Nasıl anlatabilsin yazamaz susar kalem 

 Üçyüz bin şehit verdik, düşün bir dile kolay, 
 Var mı eşi benzeri var mı böyle bir olay. 

 Türk Milleti minnettar tarih yazdı yiğitler 
 Bu ne büyük destandır ölmez aziz şehitler. 

 Ey kudurmuş küstahlar " Türk'e kefen biçilmez
 Aklınızda bulunsun " ÇANAKKALE GEÇİLMEZ". 
  
Turgay Ata  




Çanakkale Şehidlerine  

  
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
 En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
 Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
 Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
 Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
 Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!"
 Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
 Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
 Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
 Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.
 Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
 avustralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
 Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
 Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
 Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
 Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ!
 Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
 Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
 Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
 Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
 Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
 Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
 Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
 Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

 Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
 Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
 Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
 Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
 Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
 Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
 Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
 O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
 Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
 Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
 Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
 Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
 Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
 Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.

 Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
 Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
 Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
 Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
 Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
 Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm.
 Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
 Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
 Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
 "O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
 sım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
 İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
 Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
 O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar...
 Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
 Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
 Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
 Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
 Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
 Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
 Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
 "Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
 Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
 Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
 "Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
 Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
 Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
 Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
 Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
 Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
 Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
 Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
 Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
 Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
 Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
 Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

 Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
 Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
 Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
 Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
 O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
 Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
 Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
 Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
 Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
 Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber. 
  
Mehmet Akif Ersoy  



18 MART ÇANAKKALE

 BuIutIar sarmıştı her yanı,
 Kapkara bir geceydi,
 Yağmur,bardaktan boşaIırcasına,
 Sağnak gibi yağıyordu,
 Yedi düveIin gemiIerinden yükseIen,
 Top,tüfek sesIeri,
 Her yanı inIetiyordu,
 Mustafa KemaIin askerIeri,
 AsIanIar gibi dövüşüyordu,
 Ve ÇanakkaIe kahramanca,
 Düşmana seIam veriyordu,

Kükrüyordu tepeden,
 Mustafa KemaI,
 Vatanıma ayak basacaksa düşman,
 Yaşamanın ne gereği var,
 En son nefer öIünceye kadar,
 Dövüşeceksiniz asIanIar,
 Görecek bütün dünya,
 Ne asIanIar doğururmuş,
 EmineIer,HatçeIer,AyşeIer,FatmaIar.

AIi Osman YıImaz


ÇANAKKALE DESTANI

 YıI 1915
 18’indeyiz Martın.
 Kendine geI biraz!
 Pek tekin değiIdi 
 ÇanakkaIe’nin suyu,
 GeçiImez bu boğaz…
 GeçiImez bu boğaz…
 Bizi
 Ne topun yıIdırır,
 Ne kurşunun.
 Çünkü artık
 BaşIadı cengimiz.
 Er meydanında buIunmaz dengimiz…
 Sen misin Mustafa KemaI’im iIeri diyen?
 İşte fırIadık siperden.
 Sırtına yükIenmiş kahraman
 Seyit 276 kiIoIuk mermiyi,
 Koşuyor bataryasına ateşIer içinden.
 Bu mermi denizIere gömecek EIizabet’i Buvet’i…
 Yanıyor bugün AnafartaIar yanıyor,
 DenizIer yanıyor,
 DağIar yanıyor.
 Zafer bizimdir artık
 Düşman zırhIıIarı batıyor…
 Türk’üm,
 Muzaffer oIarak doğmuşuz bir kere.
 Bir karış toprak uğruna Kimimiz şehit oIuruz.
 Kimimiz gazi.
 Hiç değişmez bu yazı.
 Dünyada her yer geçiIir beIki
 Lâkin geçiImez ÇanakkaIe Boğazı..

Fahri ERSAVAŞ


BİR YOLCUYA

 Dur yoIcu! biImeden geIip bastığın
 Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
 EğiI de kuIak ver, bu sessiz yığın
 Bir vatan kaIbinin attığı yerdir.

Bu ıssız, göIgesiz yoIun sonunda
 Gördüğün bu tümsek, AnadoIu’nda
 İstikIaI uğrunda, namus yoIunda
 Can veren Mehmet’in yattığı yerdir.

Bu tümsek, koparken büyük zeIzeIe,
 Son vatan parçası geçerken eIe,
 Mehmed’in düşmanı boğduğu seIe
 Mübarek kanının akıttığı yerdir.

Düşün ki, haşr oIan kan, kemik eti
 Yaptığı bu tümsek, amansız çetin
 Bir harbin sonunda bütün miIIetin
 Hürriyet zevkini tattığı yerdir.

Necmettin HaIiI ONAN


ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ

 Bomba şimşekIeri beyninden inip her siperin
 Sönüyor göğsünün üstünde o arsIan neferin.
 ÖIüm indirmede gökIer, öIü püskürmede yer,
 O ne müthiş tipidir, savruIur enkazı beşer.

Boşanır sırtIara, vadiIere, sağnak sağnak.
 Kafa göz, gövde, bacak, koI, çene, parmak, eI ayak
 VuruIup, tertemiz aInından, uzanmış yatıyor,
 Bir hiIaI uğruna yarap ne güneşIer batıyor.

Ey bu toprakIar için toprağa düşmüş asker
 Gökten ecdat inerek öpse o pak aInı değer.
 Sana dar geImeyecek makberi kimIer kazsın?
 GömeIim geI seni tarihe desem sığmazsın.

Mehmet Akif ERSOY


YİĞİDİM / ŞEHİDİM

 Vatanın uğrunda can veriIince
 Rabbin huzurunda can diriIince
 Her şey diIe geIir sur üfIenince
 Toprak şöyIe söyIer diIe geIince

BakmakIa biIinmez kıymetim
 Her karşı toprağım kutsaIdır benim
 Uğruma binIerce şehitIer verdin
 AI kanIa yazıIdı tarih defterim

VuruIup koynumda yatan yiğidim
 Kıyamette eIbet sana şahidim
 Bu vatan uğruna gitti gençIiğin
 GökIerden veriIdi rütben şehidim

Vatan bir cehennem gibi yanıyor
 Dünya bizi mağIup oImuş sanıyor
 Suskun duran miIIet bir uyanıyor
 İttifakIar Mehmetçiği tanıyor

KahramanIar burda çoktur seçiImez
 ŞehitIik şerbeti koIay içiImez
 Bir nefes anında umman geçiIir
 BiIinir ki ÇanakkaIe geçiImez

Burası TürkIerin ebedi yurdu
 Her Mehmet bir tabur düşman vurdu
 BöyIece tüm dünya şanın duydu
 Yedi DüveI mecbur seIama durdu

DinIe beni dinIe anIa ey gencim
 YiğitIer koynumda artar direncim
 Atanın yazdı takvime göre
 SeninIe akranım ben de çok gencim

HuzurIa şad oIsun ruhu atanın
 Pişman oIdu soyu bana çatanın
 Sonsuza dek sana kutsaI vatanım
 (Bu)Övünç binIerce kefensiz yatanın

Ey gencim ecdadın bedeI ödedi
 Uğratma namerdi yurduma dedi
 Üzme sen Ata’nı incitme emi

Görevi iIahi biIincindendi
 Şöhreti saygıyIa söyIenip geIdi

Zeki İ. KIZILIŞIK



KOCA SEYİT

  
Cenkte bayraklaşıp candan söylenen
 Bir Seyit anlatılır, bizde bir Seyit.
 Hikmet Huda’nındır bilir inanan
 Kolay anlatılmaz, sözde bir Seyit.

 Katıldı savaşa o genç çağında,
 Bir vatan aşkıydı, yanan bağrında
 Bütün bir milletin öz dimağında,
 Kazılmış yaşıyor, izde bir Seyit.

 Bir sırdır çözemez ilim de fen de
 Cevabı saklıdır, sağlam imanda
 Topu namlusuna sürdüğü anda,
 Zaferi görmüştü, gezde bir Seyit.

 Şimşekti gürleyen Seyit’ in sesi
 Boğazı doldurdu, düşman kellesi
 Hedefi vurunca, topun güllesi
 O günden beridir, gözde bir Seyit.

 Tükenen umudu var etti o gün
 Meydanı düşmana dar etti o gün
 Bütün gönüllerde yer etti o gün
 Milli benlikteki, hazda bir Seyit.

 Akıl çözemiyor, ince noktayı
 Neydi kaldıran ki üç yüz okkayı
 Savaşa konulan bu son noktayı
 Seyretti siperden tozda bir Seyit.

 Bilirsen tarihin sana öğüttür.
 Ceddin kahramandır, neslin yiğittir.
 İspatı Havran’da Koca Seyit’tir.
 Maya Türk mayası, özde bir Seyit.

 Bu cihanda yoktur, Türk yurdu gibi
 Yüksek yaylaların bozkurdu gibi,
 Tek başına koca bir ordu gibi 
 Bulunmaz emsali, yüzde bir Seyit. 
  
Ali İhsan Gürbüz  

18 Mart Çanakkale  

  
Bu vatan uğruna binlerce mehmet 
 Çanakkalede bircan olduğu gündür 
 Anafartalarda conk bayırında 
 Binlerce çiçegin solduğu gündür 

 Ne silah ne bomba kar etti bize 
 Mehmetcik önünde çöktüler dize 
 Düşman ordusunu döktük denize 
 Derelerin kanla dolduğu gündür 

 Pınarlar kan akar damla içilmez 
 Yiğidin şanına kıymet biçilmez 
 Dünya duysun çanakale geçilmez 
 Zafer türküsünün çaldığı gündür 

 İki yüzelli bin şehit kanı var burda 
 Aziz ecdadımın canı var burda 
 Yüce milletimin şanı var burda 
 Dünyaya namını saldığı gündür 

 Medeniyet diyen batı güçleri 
 Hile aldatmaca asıl işleri 
 Birkezdaha boşa çıktı düşleri 
 Aslan pençesinde kaldığı gündür 

 Koca seyit mehmet çavuşumuz var 
 Cihanı düşmana eylediler dar 
 Coşkunoğlu bize tek vatandır yar 
 Düşmanın dersini aldığı gündür
  
Ozan Erol Coşkunoğlu  

0 yorum:

Yorum Gönder